8/2/2010
Türk Hava Yolları’nın İstanbul-İzmir seferini yapacak olan yolcu uçağı park halinde bulunan başka bir uçağa çarptı.
Atatürk Havalimanı THY Teknik A.Ş bakım hangarlarının bulunduğu park alanında yaşanan olay şöyle gelişti: Saat 11.00’de İstanbul-İzmir seferini yapmaya hazırlanan TC-JMD kuyruk tescilli Airbus-321 tipi ‘Çankırı’ adlı THY uçağı, yolcu alımını tamamlayıp taksi yapmaya başladığı sırada (uçağın çekici araç yardımıyla pistte ilerlemesi) , park halinde bulunan ve önümüzdeki günlerde şirketin filosuna katılacak EI-EHZ kuyruk tescilli Airbus 340 tipi uçağın kuyruk kısmına çarptı.
Kazada her iki uçağın kuyruk kısmında maddi hasar meydana geldi. Airbus İzmir’e gidecek olan 149 yolcu ise Airbus 320 tipi başka bir uçakla gecikmeli olarak saat 13:15 İzmir'e gönderildiler.
7/2/2010
Şırnak tarafından gelen 10'na yakın uçak ilçe merkezinin üzerinden Kuzey Irak yönüne doğru gidip gelmesi gözlendi.
Çukurca ilçesinde bugün öğlen saatlerinde yaşanan uçak hareketliliği ilçedeki vatandaşları heyacanlandırdı. İlk kez 10'a yakın uçağının aynı anda ilce merkezi üzerinden PKK'nın Zap kampı yönüne doğru gidip gelmesi dikkat çekti.
7/2/2010
İstanbul Fatih’deki İsmailağa Cemaati’nin ileri gelenlerinden Ahmet Mahmut Ünlü'nün (Cübbeli Ahmet Hoca) İnegöl'deki konuşmasınıdinlemek için toplanan yaklaşık 5 bin kişi izdihama neden oldu.
Anadolu Gençlik Dergisi tarafından düzenlenen toplantı için İnegöl’e gelen Ahmet Mahmut Ünlü, dün geceyi ilçe yakınlarında kaplıcalarıyla ünlü Oylat’taki bir otelde geçirdi. Bugün Ünlü’nün konuşma yapacağı spor salonuna sabahın erken saatlerinden itibaren kalabalık toplanmaya başladı. Salonunda tribünler dolunca, salonun ortasına 2 bin kişi de tabürelerde oturdu. Buna karşın dışarda kalan yüzlerce kişi salon dışına konulan ses sisteminden Ünlü'nün konuşmasını dinledi.
Salonda saat 13.00'te başlaması gereken toplantı izdiham nedeiyle bir saat gecikirken, Ünlü de salona geniş bir koruma çemberinde arka kapıdan girebildi.
Yaklaşık 2 saat süren konuşma yapan Ahmet Mahmut Ünlü, yine geniş güvenlik önlemleri altında salondan ayrılarak İstanbul’a hareket etti.
7/2/2010
Çorlu'da uzun yıllardan beri görev yapan, 1 dönem Çorlu Belediye Başkan yardımcılığı görevinde bulunan ve Çorluspor Kulübü Başkanlığı da yapan Op. Dr. Haydar Kovulmaz beylik tabancası ile intihar ederek yaşamına son verdi. AHT'nin haberine göre; Kovulmaz'ın cesedi, Kovulmaz'ın kapıyı açmaması üzerine çilingir getirterek kapıyı açtıran meslektaşı buldu.
Haydar Kovulmaz (51), 1973 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Ankara GATA ve Çorlu Askeri Hastanesi'nde görev yaptı. 1981 yılında binbaşı rütbesiyle emekli olan Kovulmaz o dönemden bu yana Çorlu Vatan Hastanesi'nde Ortopedi Uzmanı olarak görev yapıyordu. Yaklaşık 10 yıldır eşinden ayrı olan Kovulmaz'ın evinde köpeği ile yaşadığı öğrenildi.
7/2/2010
İzmir'in Seferihisar ilçesinde 3.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Boğaziçi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, saat 16.33'te, merkez üssü İzmir'in Seferihisar ilçesi açıkları olan 3.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Sarsıntının 9.7 kilometre derinlikte oluştuğu kaydedildi.
7/2/2010
MHP'nin medyayı eleştiren açıklaması ilginç bir ayrıntıyı da gözler önüne serdi. Bugün gazetesinden Nuh Gönültaş'ın yazısı..
Devlet, milleti iç düşman görüyor. Bahçeli de ülkücüleri...
Dün burada bir dua ettim, "Allah MHP'ye iktidar nasip etmeye" dedim, o kadar çok "amin" diyen çıktı ki, sayamadım.
Millet, MHP'nin iktidara gelmesi halinde ülkenin yüzde 90 ihtimalle bölüneceğini, Kürtler'in isyanının artacağını, ülkede ne huzur ne düzen kalacağını kavramış görünüyor.
Bu durum oldukça sevindirici.
Gelen tepkilere baktığımda MHP'de tabanın başka, tavanın başka alemleri seyrettiği konusunda da haklı olduğumu gördüm.
Aslında bunun için beklemeye gerek de yoktu. Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin Doğan Grubu dışında Türkiye'deki diğer bütün medya gruplarını "iç düşman" ilan ettiğinde anlamıştım bunu.
Liderin "iç düşman" ilan ettiği medya gruplarının yayınları taban tarafından izlenen medya grupları.
Liderin hep tercih ettiği ve sağına, soluna, yanına oturttuğu temsilcilerin yayın organları ise ülkücülere hep "Faşist" diyen gazeteler.
Siz Cumhuriyet'te, Milliyet'te ülkücülerden söz ederken "Faşist" kavramına atıf yapılmadan geçilen bir yazı, haber vs. gördünüz mü?
Ama ne hikmetse Sayın Bahçeli seviyor onları.
Bu durumda Devlet Bahçeli'nin de ülkücüleri "iç düşman" olarak ilan etmiş olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Bence üzerinde düşünülmesi gereken bir soru bu. Hatta şöyle soralım:
Türkiye'nin soğuk savaş döneminden kalma iç düşman konseptini kaldırmak için adım attığı bir dönemde Devlet Bahçeli'nin bazı kurum ve kişileri iç düşman ilan etmesi ne anlama gelir?
Bu soruya herkesin bir cevabı olabilir. Benim cevabım çok net ve açık:
Tabii ki kendi altını oyuyor, bindiği dalı kesiyor anlamına gelir.
Devlet, milleti iç düşman görüyor ya bu ülkede, aynı onun gibi.
Ne diyelim?
Kimseye kimi seveceğini, kimden nefret edeceğini söyleyemeyiz. Böyle bir hakkımız yok.
Ne demiş peygamberimiz, "Kişi sevdiği ile beraberdir."
Sayın Bahçeli sizin için bu noktada bir duam daha var:
"Allah sizi sevdiklerinizle haşretsin."
Şimdi...
Evet kimseye kimi seveceğini, kimden uzak duracağını söyleyemeyiz ama bazı stratejik tavsiyelerde de bulunabiliriz.
Bakın Sayın Bahçeli, bizi sevmeyebilirsiniz, bizi Cumhuriyet'in, Milliyet'in ülkücüleri gördüğü gibi "faşist" olarak görebilirsiniz. Ama şu bir gerçek, iç düşman konsepti ile hiçbir yere varılmaz.
Süleyman Demirel, onca yıl ülkenin tepe noktalarında kalmıştır. Hakkında her gün yüzlerce hakarete varan yazı yazılıp yorum yapılmıştır. Ama onun başından beri hiçbir gazeteci ile dalaştığı, onları mahkemeye verdiği, onları iç düşman ilan ettiği görülmemiştir.
Hiçbir gazeteciyi, kendisine aptalca sorular soranlar da dahil onları itmemiştir, incitmemiştir.
Bizden söylemesi!
Gelelim dünkü duama gelen tepkilere...
Önemli bölümü düzeyli, ne dediğini bilen, saygın ifadeler kullanan tepkilerden oluşuyor. Onlara teşekkür etmişimdir.
Ama bir kısmı var ki, onları okuduğum zaman "Yahu bu mesajı yazan adam ülkücüyse bu kadar küfrü, daha önce hiç duymadığım ifadeleri nereden biliyor" demişimdir.
Aynı duyguyu daha önce bana "Haydar Baş'ın militanları" yaşatmıştı. Onlar için de "Bunlar dindar ise bu derece küfür edebilmeyi ne zaman ve nerede öğrenmiş olabilirler" diye sormuştum.
İçim rahat. Çünkü ben burada sadece dua ettim. Küfür etmedim. Görüşlerimi bildirdim.
Buna karşılık, duaya, fikre, düşünceye küfürle karşılık verenlere de misliyle iade ettim.
Allah kabul etsin, amin!
7/2/2010
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Tekel işçilerinin statüsü konusunda çalışma yürütürken araya provokatörler girdiğini söyledi. Bakan Yazıcı, "İşe şeytan karıştı, PKK'lısı da dahil bu işe fitne sokmaya başladı" dedi.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Ak Parti Sarıyer İlçe Başkanlığı'nın yeni binasının açılışı ile poligon Tepeüstü kooperatifi tapu teslim törenlerine katıldı.
Burada bir konuşma yapan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Yazıcı, "Sizlere sormadan sizlerin sosyal hayatını olumsuz yönde değişitrecek hiç bir şey yapmayız. Bütün amacımız, bu ülkenin birlik ve beraberliğini sağlamak sorunları bu bağlamda çözmektir. 'Demokratik açılım' konusunu da bu kapsamda çözmeye çalışıyoruz" dedi.
Özelleştirme sonucu açıkta kalan işçilere de değinenen Yazıcı, eylemde olan Tekel işçileri ile ilgili olarak, "Biz iktidara gelmeden önce 17 bin işçi açıktaydı. Bu işçilleri 4/C satatüsüne alarak emekli olmalarını sağladık. Tekelin özelleştirilmesi sonucu açıkta kalan bir kısım işçilerin Tütün Yaprak Fabrikaları'nda çalışmalarını sağladık" diye konuştu.
Yazıcı, "2008 yılının başında Tütün Yaprak Fabrikalarının da kapatılacağı bir sırada hem Türk-İş yöneticileri hem de Tek Gıda-İş yöneticileri Sayın Başbakanı ziyaret etti. Dediler ki bu işletmeler Tütün Yaprak İşletmeleri kapatıldıktan sonra bunları da ne olur 4/C statüsüne alın. İki yıl daha çalışsınlar. Ve o iki yıl geldi. Tütün Yaprak İşletme Fabrikası'nın işleyeceği hiç bir şey yok ortada. Fabrika kapatıldı. Sendikacılar geldi görüştük. Anadolunun 17 temsilcisi de geldi. 'Şu 4/C şartlarını biraz daha iyileştirin. Burada çalışanlar emekli olurken tazminat ya da ikramiye alamıyor, onu da sağlayın' denildi" diye konuştu.
Bu önerilerden sonra kendilerinin de bir çalışma başlattıklarını açıklayan Hayaki Yazıcı, "Biz çalışmaya başladık. Ancak araya provakatörler girdi. İşe şeytan karıştı. Yani 72,5 milyon millet derler ya, Türkiye'de ne varsa PKK'lısı da dahil bu işe 'fitne' sokmaya başladılar. Eylem başladıktan sonra biz 4/C'yi de istemiyoruz dediler" tespitinde bulundu.
6/2/2010
ABD Savunma Bakanı Robert Gates, İstanbul'da düzenlenen NATO Savunma Bakanları Gayriresmi Toplantısının ardından, temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya geldi.
Gates, Esenboğa Havaalanında Ankara Vali Yardımcısı Fevzi Güneş ve diğer yetkililer tarafından karşılandı.
ABD Savunma Bakanı Gates, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek.
6/2/2010
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son yıllarda ısrarla dini yaşam biçiminin, laiklik anlayışının içine sokulmak istendiğini, laiklik kelimesinin özünden saptırılarak kullanıldığını savundu.
Laiklik ilkesinin Anayasa'ya girişinin 73. yıl dönümü mesajında; Laiklik ilkesinin Anayasa'ya girişinin 73. yılında, laikliğin, sadece inanç ve ibadet özgürlüğü ile ilişkili yönü vurgulanarak gündeme getirildiğini ve yorumlandığını ifade eden Baykal, laikliğin çok temel başka bazı özelliklerinin bilinçli olarak yok sayıldığını savundu. Baykal, şunları kaydetti:
"Son yıllarda ısrarla dini yaşam biçimi laiklik anlayışının içine sokulmak istenmektedir. Laiklik kelimesi özünden saptırılarak kullanılmaktadır. Laiklik denilerek laikliğin içi boşaltılmaktadır. Laiklik ilkesi genel oylamayla hukuk sistemimize girmiş değildir. Ama Türkiye'nin önemini, değerini, iç barışımızı güvence altına almaya devam etmektedir. Laiklik bizim rejimimizin sigortasıdır. Bunun kıymetini bilmek lazımdır."
« Önceki |